16.06.2013

Ayletme Beni..

 
 
 
 
 
 
şu karşıki dağda lambalar yanar
lambaların şavkına fadimem sevgilim yazar..

ayletme beni söyletme beni
alçak yüksek tepede fadimem bekletme beni..

şu karşıki dağda kuzular meler
kuzu sesi değildir fadimem ömürler biter..

ayletme beni söyletme beni
alçak yüksek tepede fadimem bekletme beni..
 
 
 
 
 
 
 
 
 

Başarının Sırrı

 
 
 
Ustaya başarısının sırrını sormuşlar... İki kelime demiş:

- DOĞRU KARARLAR...

Hepimizden farklı olarak sürekli doğru kararları nasıl alabildiğini sormuşlar:

...
Tek kelime demiş:

- TECRÜBE...

Bu tecrübe denen şeyin sırrı ne diye sormuşlar.
Usta derin bir iç geçirmiş ve şöyle demiş:

- YANLIŞ KARARLAR...!
 
 
 

(Hadîs-i Şerîf, Sünen-i Ebû Dâvud)

 
 
 
 
“Yemekten önce ve sonra elleri yıkamak yemeğin bereketine vesile olur.”

(Hadîs-i Şerîf, Sünen-i Ebû Dâvud)



 

Hayatının anlamı senin bakışlarında gizlidir...

 


 Eski zamanların birinde bir adam hayatın anlamının ne olduğuna takmış kafayı. Bulduğu hiçbir cevap ona yeterli gelmemiş ve başkalarına sormaya karar vermiş. Ama aldığı cevaplarda ona yetmemi...
ş.Fakat mutlaka bir cevabı olmalı diyormuş. Dolaşıp herkese bunu sormaya karar vermiş.Köy, kasaba, ülke dolaşmış. Tam umudunu yitirmişken bir köyde konuştuğu insanlar ona “Şu karşıdaki dağları görüyor musun, orada yaşlı bir bilge yasar! İstersen ona git. Belki o sana aradığın cevabı verebilir." demişler.

Çok zorlu bir yolculuk sonunda bilgenin yaşadığı eve ulaşmış adam. Kapıdan içeri girmiş ve bilgeye hayatın anlamının ne olduğunu sormuş. Bilge, “Sana bunun cevabını söylerim ama önce bir sınavdan geçmen gerekiyor” demiş.Adam kabul etmiş. Bilge bir çay kaşığı vermiş adamın eline ve içini de zeytinyağı ile doldurmuş. “Şimdi çık ve bahçede bir tur at tekrar buraya gel. Yalnız dikkat et kaşıktaki zeytinyağı eksilmesin, eğer bir damla eksilirse kaybedersin...”Adam, gözü çay kaşığında bahçeyi turlayıp gelmiş.

Bilge bakmış, “Evet” demiş “Kaşıkta yağ eksilmemiş, peki bahçe nasıldı ?”Adam şaşkın. “Ama” demiş, “Ben kaşıktan başka bir yere bakmadım ki...” “Şimdi tekrar bahçeyi dolaşıyorsun kaşık yine elinde olacak ama bahçeyi inceleyip gel” demiş bilge.Adam tekrar bahçeye çıkmış gördüğü güzellikler büyülenmiş. Çünkü muhteşem bir bahçedeymiş.Geri geldiğinde bilge, adama “Bahçe nasıldı ?” diye sormuş. Adam gördüğü güzellikler karşısında büyülendiğini anlatmış. Bilge gülümsemiş, ama kaşıkta hiç yağ kalmamış demiş ve eklemiş :
"Hayat senin bakışınla anlam kazanır ya sadece bir noktayı görürsün hayatın akıp gider sen farkına varmazsın. Ya da görebileceğin tüm güzelliklerin tam ortasında hayatı yaşarsın akıp giden zamanın anlam kazanır... "

"Hayatının anlamı senin bakışlarında gizlidir"

15.06.2013

Kalbimizin Duası...

 

Allah'ım
 Bana bir insanın elinden tutmadan önce, kalbinden tutmanın sırlarını öğret, Ya Rabbi!
 Allah’ım!
 Okuma, öğrenme, öğrendiklerimizi uygulama aşkımızı ,salgın ve saygın bir
 hastalığa dönüştür, Ya Rabbi!
 Allah’ım!
 Bizleri dünlerde kaybolmaktan muhafaza eyle, yarına kalabilenlerden eyle,
 Ya Rabbi!
 Allah’ım!
 Dinimizi dünyanın mehri yapmaktan, acıkınca da inançlarımızı yemekten
 cümlemizi muhafaza eyle, Ya Rabbi!
 Allah’ım!
 Beni, beni benim önüme engel olmaktan,
 Beni, benim hayatımın kemirgeni olmaktan,
 Beni, bana yalan söylemekten muhafaza eyle, Ya Rabbi!
 Allah’ım!
 Bakışımızı ibret,
 Sukutumuzu hikmet,
 Konuşmamızı sanat ve marifete dönüştür, Ya Rabbi!
 Allah’ım!
 Boşa bakanlardan,
 Boşa susanlardan,
 Boşa konuşanlardan eyleme, Ya Rabbi!
 Allah’ım!
 Zenginlerimizi hamiyetsiz,
 Fakirlerimizi gayretsiz,
 Alimlerimizi amelsiz,
İdarecilerimizi adaletsiz bırakma, Ya Rabbi!
 Allah’ım!
 Kandillerimizi hakiki kandil,
 Düğünlerimizi hakiki düğün,
 Bayramlarımızı hakiki bayram eyle Ya rabbi!
 Allah’ım!
 Cehalet, zaruret ve ihtilafa karşı açmış olduğumuz ikinci kurtuluş savaşımızda
 bizleri mansur ve muzaffer eyle, Ya Rabbi!
 Allah’ım!
 Milletimizi,idarecilerimizin önüne engel olmaktan,
İdarecilerimizi de milletimizin önüne engel olmaktan muhafaza eyle ya Rabbi!
 Bizlere devlet-millet bütünlüğüne ulaşmamızı nasip eyle, Ya Rabbi!
 Allah’ım!
İdarecilerimizin, feraset, merhamet ve basiretini,
 Halkımızın da hürmet, hizmet ve hamiyetini artır ya Rabbi!
 Allah’ım!
 Her sabah, güneşi üzerimize yeniden ışıklandırıp günümüzü pırıl pırıl aydınlattığın
 gibi,
 Her sabah, içimizdeki güneşi de, yeni ümitler, yeni hedefler ve yeni heyecanlarla
 üzerimize ışıklandır,Ya Rabbi!
 Allah’ım!
 Bizlere ilim açlığı ihsan buyur Ya Rabbi!
 Suya,ekmeğe olan iştahımız gibi, kıyamete kadar kapanmayan bir kitap okuma
 iştahı ihsan buyur, Ya Rabbi!
 Allah’ım!
 Hayatımızın her anında, namazda gibi, ilahi huzurda olduğumuz bilincinden ayırma, Ya Rabbi!
 Allah’ım!
 Semalarımızı bayraksız, bizleri hürriyetsiz, camilerimizi cemaatsız,
 cemaatimizi de ilim ve hikmetsiz bırakma, Ya Rabbi!
 Allah’ım!
 Çalışmalarımızı bir ibadet bilinci ve ibadet huzuru içinde yapmayı nasip eyle,Ya Rabbi!
 Allah’ım!
 Bizlere her daim, hem kavli, hem de fiili dua yapmayı nasip eyle, Ya Rabbi!
 Allah’ım!
 Dahili ve harici düşmanlardan sana sığındığımız gibi; cehaletin,tembelliğin,kapasite israfının şerrinden de sana sığınıyoruz,
 bizleri muhafaza eyle, Ya Rabbi!
 Allah’ım!
 Sistematik çalışmayı; en büyük zevkimiz, en tatlı lezzetimiz, en birinci yaşam
 ilkemiz haline getir Ya Rabbi!
 Allah’ım!
 Önce Hak’tan, sonra haksızlıktan korkmayı nasip eyle, Ya Rabbi!
 
âmin..
 
 
 

 
 
 
“ Bende bir hâl var.
Kuş tüyü gibi hafif, bulutlar kadar dağınığım.”
  Hekimoğlu Ismail
 
 
 

14.06.2013

Öfke...





Hintli bir adam öğrencileri ile gezinirken Ganj nehri kenarında birbirlerine öfke içinde bağıran bir aile görmüş. Öğrencilerine dönüp “insanlar neden birbirlerine öfke ile bağırırlar?” diye sormuş. Öğrencilerden biri “çünkü sükûnetimizi kaybederiz” deyince adam “ama öfkelendiğimiz insan yanı başımızdayken neden bağırırız? O kişiye söylemek istediklerimizi daha alçak bir ses tonu ile de aktarabilecekken niye bağırırız? ” diye tekrar sormuş. 

Öğrencilerden ses çıkmayınca anlatmaya başlamış: “İki insan birbirine öfkelendiği zaman, kalpleri birbirinden uzaklaşır. Bu uzak mesafeden birbirlerinin kalplerine seslerini duyurabilmek için bağırmak zorunda kalırlar. Ne kadar çok öfkelenirlerse, arada açılan mesafeyi kapatabilmek için o kadar çok bağırmaları gerekir.”

“Peki, iki insan birbirini sevdiğinde ne olur? Birbirlerine bağırmak yerine sakince konuşurlar, çünkü kalpleri birbirine yakındır, arada mesafe ya yoktur ya da çok azdır. Peki, iki insan birbirini daha da fazla severse ne olur? Artık konuşmazlar, sadece fısıldaşırlar çünkü kalpleri birbirlerine daha da yakınlaşmıştır. Artık bir süre sonra konuşmalarına bile gerek kalmaz, sadece birbirlerine bakmaları yeterli olur. İşte birbirini gerçek anlamda seven iki insanın yakınlığı böyle bir şeydir.”

Daha sonra adam öğrencilerine bakarak şöyle devam etmiş: “ Bu nedenle tartıştığınız zaman kalplerinizin arasına mesafe girmesine izin vermeyin. Aranıza mesafe koyacak sözcüklerden uzak durun. Aksi takdirde mesafenin arttığı öyle bir gün gelir ki, geriye dönüp birbirinize yakınlaşacak yolu bulamayabilirsiniz.”
 
 
 
 

 
 
 
 
 
Geciktirilmiş her karar, ertelenmiş bir umuttur,
Oysa hayat umutları ertelemeyecek kadar kısadır!
 
 
 

Neylesin?

 
Körlük gözde kalsın,
Sağırlık kulakta,
Dermansızlık dizde kalsın,
Sükûnet dudakta.
Lakin yürek sağırlaşmasın,
 
 Körleşmesin, dermansız kalmasın ki;
 
 Seni görsün,
 
 Seni duysun,
 
 Sana koşsun çatlarcasına.
 
 Yürekte yaşanmazsa,
 
 Göz görüneni neylesin?
 
 Gönül hissetmezse,
 
 Kulak duymuş neylesin?
 
 Kalp sevmedikçe,
 
 El dokunmuş neylesin.
 
 

Mevlâna Celâleddin-i Rûmî
 
 

....Trabzon'un Of ilçesinden kareler...

 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 

Bekçiler Kralı..

 
 
 
 
 
 
-Sevgili halacığımın dağ evininn bekçisiii.. Ne de güzel yapmışızz :)

12.06.2013

Can Demiryel /Suskunluk

 
 
 
 
 
 
-Özenle saklıyorum içime attıklarımı...
 
 
 
 
 
 
 
 
 

..hmmm hmm hmm dinlesiii...

 
 
 



-Dilime takıldın bügünn.. Çok güzel...
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
Nasıl bir gönül yorgunluğudur bu Ya Rab!
Kerbela’yı içimde taşır gibiyim. . .
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
Vuslatı bekleyen bir kalbin yandığını,
Nereden bileceksin ?

Nurullah Genç
 
 
 

....

 



Eskiden çocuklar anlayamadıklarını anne babalarına, dedelerine, dayılarına-amcalarına, ablalarına-abilerine sorarlardı… Nesiller arasında, soru ve cevaplardan sıcacık köprüler kurulur, sohbet muhabbete dönüşür, sağlam iletişimin temelleri atılırdı…

 Şimdi her şey Google’a soruluyor!
Uzun zamandan beri Google, çocuklarımızın annesi-babası, ninesi-dedesi, amcası-dayısı, abisi-ablası ve öğretmeni oldu… Çevre ve hayatla aramızdaki iletişim koptu. Fıkralar bile artık internetten okunuyor… Mesajlar da oradan aktarıldığından yürekten çıkmıyor, tabiatıyla da yüreğe girmiyor…
Gülümseme sünnetini unuttuk, bir birimizin yüzüne gülümsemek yerine, gülümseyen şekil gönderiyoruz… Gülme yerine neredeyse kahkaha efekti kullanacağız! Git gide kendi gerçeğimizden kopuyoruz! Sevgiler bile sanal: Evlilikler ise artık televizyonlarda yapılıyor!


Yalnız bir sorun var: Bizim yerimize Google yaşamaz hayatı; çocuklarımızı da televizyon ve internet yetiştirmez.
Silkinmemiz ve “doğru insan” yetiştirmek için adımlar atmamız lâzım.

Eskilerimiz “doğru insanın dört şeyi açık olacak” derlerdi:

1- Yüreği açık olacak (sevebilsin diye);
2. Eli açık olacak (verebilsin diye);
3- Sofrası açık olacak (yedirip içirebilsin diye);
4- Kapısı açık olacak (misafir rahatça gelebilsin diye).
Yüreğimiz kilitli, elimiz yumruk durumunda… Zaten sofra bile kurmuyor, fesfutlarda tıkınıyoruz… Komşuluk ne mümkün! Oturduğumuz “Site”lerin çevresi Bizans surları gibi surlarla çevrili, kapılarımız ise şifreli… Yeni bir hamle belki bu engelleri yıkabilir.


Eskilerimiz “doğru insan dört şeye sahip çıkacak” derlerdi…


1- Eline sahip çıkacak (çalmayacak);2. Beline sahip çıkacak (ahlâki değerleri çiğnemeyecek);3- Diline sahip çıkacak (incitmeyecek);4- Gözüne sahip çıkacak (namahreme bakmayacak).
 


Ve eskilerimiz “doğru insan”ın temel vasıflarını şöyle özetlerlerdi: Dost ve arkadaşlara karşı tatlı sözlü, samimi, güler yüzlü ve güvenilirdir…
 Asla yalan söylemez, hile yapmaz… Gelmeyene gider, dost, akraba ve komşuları ziyaret eder… Yaptığı yardım ve iyilikleri başa kakmaz… Hakka-hukuka riayet eder…
Kimsenin aleyhine konuşmaz, gıybet etmez… İnsanları gülümseyerek selamlar, hal-hatır sorar… Dudaklarından tebessüm eksik olmaz… Her türlü musibet karşısında sabreder… Kötülerden ve kötülükten uzak durur… Fakirlerle dostluktan, oturup kalkmaktan şeref duyar…
Fani dünyaya ait şeylerle övünmez, hiçbir şekilde böbürlenmez, gururlanmaz, tevazu içinde yaşar… Yaptığı hayır ve hasenatta Allah’ın rızasından başka şey gözetmez… Âlimlerle dost olur, sorunlarını onlara danışır… Allah’ın emir ve yasaklarının dışına çıkmamaya çalışır…
Saygı ve sevgi çizgisinde yaşar…

Yavuz Bahadıroğlu
 
 
 
 

Ruhun Gıdası..

 

İyileştiren sevgilere ihtiyacı var insanın,
Özellikle de şimdi, bu yaşlarda.
Seni tüm zaaflarınla hatalarınla kabul eden,
Tüm korkularınla bilen,
Hesapsızca ve sorgusuz,
Şartsız ve koşulsuz,

Bencilce olmayan,
Beninden önce senin olan,
Onaylamasa da kabul eden bir yumuşaklıkta,
Kalbinin içi kadar bir uzaklıkta,
Sonuçta değil süreçte iyi gelen,
iyileştiren sevgilere ihtiyacı var insanın…

Düşüncesi bile gülümseten,
Omuzlarındaki tüm yüklerinden seni azad eden,
Keder değil yaşama sevinci veren,
Tüm yaralarını kendi bile fark etmeden saran,
İyileştiren, iyi gelen sevgilere ihtiyacı var insanın.

Beklentileriyle yormayan, fazla soru sormayan,
Yanında sen gibi sen olduğun,
Tüm yanlış bildiklerini unuttuğun,
Hiçbir hesap yapmadığın, yapamadığın,
İyi gelen, iyileştiren sevgilere ihtiyacı var insanın…

Seni kalıplar içine sıkıştırmayan,
Tüm kayıp taraflarını bakışlarıyla bulduran,
En beceriksiz taraflarını,
Sevimli bir çocuğun yaramazlığı gibi görüp,
Seni sevmeye daha da sarılan,
İyileştiren, iyi gelen sevgilere ihtiyacı var insanın.
 
 
 
 

Bazense..

 
 




Aşk...Aşk Yusuf'un Kenanında saklıdır.

Yusuf'un kuyusuna inmeden... çözemezsin...
 

Aşk denen şeyi...Yusuf'un kuyusuna saklanmıştır Aşk...

Yakub'un gözlerine bakmadan...göremezsin...Aşk denen şeyi...

Yakub'un gözlerine saklanmıştır Aşk...İnlemeden anlayamazsın yakub gibi...

Aşkın ne olduğunu...Malum bir meçhule sarılmaktır Aşk...

Sıkı sıkıya sarılmak...Uçurumdan düşen insanın sarıldığı bir dal parçası gibi belki de...

O dalı bırakmaktır bazen...

Uçurumun dibinde bekleyen Maşuğa kavuşmak için...

Baktığın her yerde Maşuğu görmek...

Duyduğun her seste O'nu dinlemek...

Söylediğin her şeyi O'nun için yapmaktır Aşk...

Her yönde O'nu görmek...Her yönde O'na gitmek...

O'nun için gülmek...O'nun için ağlamak...Yemek...İçmek...Uyumak...

Yakub kadar yakın olmak özlediğine...

Bir o kadar da uzakta bulunmaktır sevdiğine...

İstese dünyaları yıkacak imkana sahip olmak...

Ellerini uzatsan tutacak kudrete sahip olmak...

Nazı geçen olmak...Ama ellerini uzatmamanın sırrıdır Aşk...

Seslensen ses alacak makama sahip olmak...

Ama hamuş(sus-pus)olup beklemenin adıdır...Sırrıdır Aşk...

bazen bulmak Yusufunu...

Bazense kaybolmak beraberce Kenan ilinde...

 
 
 
 


Boya'yı mı Boyacı'yı mı ?

 
 
 
 
 
Hep hikmetli konuşan Lokman Hekim’in derisi siyah, dudakları da kalınmış. Değerli sözlerini duyarak hayranı olan biri bir gün bakmış ki hayalinde büyüttüğü Lokman, siyah yüzlü, kalın dudaklı biri. Şaşkınlıkla yüzüne bakarken Lokman Hekim, adamın içinden geçenleri sezmiş olacak ki, şöyle çıkışmış:– Birader, neden öyle şaşkın bakıyorsun? Boyayı mı beğenemedin, yoksa boyacıyı mı?Sonra da ilave etmiş.– Bak, demiş, benim ne yüzümün siyahlığında, ne de dudaklarımın kalınlığında bir tesirim vardır. Onları Yaratan öyle yaratmış, öylesine uygun görmüş. Benim tercihim değil…