22.06.2013

Gönül yandıkça sevdasına kanar, sabır ile yaşar!

 
 
Yanan bir şey olunca
Su gelir aklımıza, söndürmek maksadıyla
Gönül hevesin, heyecanın, maceranın harıyla tanınmaz
Edebin, nezaketin, hassasiyetin, ihlâs ve inayetin hasredilmesiyle boşa yorulmaz
 
 
Çocuk geçmişini bilmeli
Şefkate tamahkâr olmadan hali çözülmeli
Her emel ve heves için asla emrine girilmemeli, hayâ öğretilmeli
Naz için gözyaşına değer verilmemeli, duygusallık bedellidir, gerekçesiyle gidilmeli
 
 
İnsan kendini tanımadan
Hilkat ve aidiyetini sorgulamaktan kaçınmamalı
Onur ve itibar iman esası ve ihsan sevdası aşkıyla kavranmalı
Halis olmayan her niyet ve amelin seyir halinden içtinap ederek, uzak durulmalı
 
 
Evladın çocuğu olunca titrer
Her durumundan bir şekliyle haberdar olmak ister
Ve hatta onun için annenin nazını dinler, muvazene içinde olmayı öteler
Gösterdiği o hassasiyeti, kendini büyütenden esirger ve hatta ziyadesiyle hizmet bekler
 
 
Güya okumuş ve bilinçliler
Heves ve keyfiyet için didinirler, gerekli derler
Ekonomik sıkıntı içinde ve borçlanarak hala avunmayı isterler
Sıkıştıklarında çocuğun masrafı bitmiyor ki, hayat bunlar sız çekilmiyor ki diye öykünürler
 
 
Yabancı konukların yanında
Ne derler kaygısıyla riya ve tak iyeye bulaşırlar
Akaide ve amel noktasında sanki sorumsuzlar, maslahata dalarlar
Kendileri için lazım ve elzem olan, edep ve maneviyatı bir kültür olarak yaşarlar
 
 
Cicim ayları geçince
Bin bir bahane ile nefeslenmek ve ah u figan etmek dilde
Artık sıkılma ve göze batma andıçları başlamıştır, yalnızlık veya başka bir mekân nerede
İnsan kalbini keşfetmeli, nefsini terbiye etmeyi azmetmeli, hakkaniyet bilinmezse gönül yanması beklenmemeli..
 
 
Mustafa CİLASUN

Bir hayatı yaşamak…

“Sen öyle bir yaşa ki, ölüm sana gelirken utansın."
 
 
Ama öyle sıradan bir yaşama ile değil. Hayatı öyle yaşamak lazım ki; öldüğün zaman insanların önünde el pençe divan durduğu insanları musallada yatan tabutunun önünde vakur bir şekilde dursun. Belki çok ilim sahibi olmayacaksın.
Makamın ve mevkiin çok sıradan bir insanınkinden bile daha az olacak. Mal, mülk desen sadece iki hasırın olacak. Ama görünende olmayanlar manevi anlamda öyle bir olacak ki, cenazeni omuzlarda melekler taşıyacak. Para ile elde edilecek bir makam değildir bu. Maddi değerlerden mahrum olma şartını daha önce söylemiştik. İsmin önünde yer alan unvanların da elde edemeyeceği bir durumdur bu.
Sadece insan olmak ve sadece Allah’ın lütfedeceği bir nimettir bu. Niceleri basit yaşamayı bırakıp dünyalıklarını her geçen gün biraz daha artırmanın peşinde koşturdukça bizler basit yaşamayı unuttuk. Basit yaşamak dediğin de o kadar basit değildir. Bakmayın basit yaşamak dediğime. Basit yaşamak her kişinin değil, er kişinin harcıdır.

Basit yaşamak neden yaratıldığını ve bu yaratılış gayesinin unutmamaktan geçer. Basit yaşamanın yolu sağlam bir imandan geçer.
“Allah’tan gayrı ilah olmadığını bil.” (Muhammed: 19)
Önce Allah’ın varlığına ve O’ndan başka tapılacak bir ilah’ın olmadığına inanmak gerek. İnanmakla bitmiyor her şey. İmanın bir gereği vardır. Bu imanın gereği de ibadettir.
“Ben cinleri ve insanları sadece bana kulluk etsinler diye yarattım. (Zâriyât: 56) Çoğumuz (buna en başta bu yazının müellifi dahildir) unuttuk ve dünyaya daldık. İbadet etmek yerine eğlenceyi tercih ettik. Dünyalık koşuşturmalar, önemli yatırımlar ve dizinin heyecan dolu yeni bölümleri hep kör etti bizleri.
Aslında bunlar gözlerimizi bağlarken biraz da biz yardım ettik onlara. Kuran-ı Kerim’de bahsetmiş benden; “Biz gökleri, yeri ve bunlar arasında bulunanları eğlenmek için yaratmadık, onları gerçek bir sebeple yarattık. Fakat onların çoğu bilmiyorlar.” (Duhân: 38, 39)
Merak ilmin yarısıdır. Bir şeyi bilmek için önce onu merak etmek gerekir. Bizler neden yaratıldığımızı merak etmez olduk. Bir sebeple doğduk, çocuk olduk ve zamanı geldi büyüdük.
 Gün gelecek, zaman dolacak ve bizler öleceğiz. Bu süreç içinde hayatı bir mahlukat gibi yaşamak da bizim elimizde. Hayvanlar da doğarlar, gelişirler, hayatlarını idame ettirmek için avlanırlar ve nesilleri tükenmemesi için cinsi münasebetlere girerler. Olaya bu açıdan baktığımızda herhangi bir fark olmadığını göreceksin.
Bu konuda Said NursiHazretlerinin sözüne kulak vermek gerekir;
"İman, insanı insan eder. Belki insanı sultan eder. Öyle ise, insanın vazife-i asliyesi, iman ve duadır. Küfür, insanı gayet âciz bir canavar hayvan eder." (Yirmi Üçüncü Söz) Kuran-ı Kerim’de yine bir ayette
“Biz, gerçekten insanı en güzel bir biçimde yarattık. Sonra onu, aşağıların aşağısına indirdik.” (Tin Suresi 4, 5)
Basit yaşamak görüldüğü kadar basit değil diyenler olacak. Ama insan yaratılışının gereğince davranırsa zaten hayatı basit yaşamış oluyor. Ahmet Mahmut Ünlü Hocaefendi’nin bir programda bahsettiği gibi; cennet insanoğluna bedava verilmiştir. Kimse namaz kıldığımız için bizden para talep etmez. Tuttuğumuz oruçların faturası doğalgaz, elektrik veya su gibi Ramazan sonunda son ödeme tarihli gelmez. Lakin bunların dışında cehennem çok pahalı bir cezadır. Alkolün litresi benzinden pahalıdır. Kumarın faturası kışın doğalgaz faturasından daha fazla gelir. Zina etmek için önce bedel ödersin ve belki aylar sonra her ay nafaka ve veled-i zina masrafları çıkar ortaya.
Şimdi tercih bizlerin.
Basit ve sıradan yaşarsak bize emrolunduğu gibi; kazandığımız üç beş kuruşun da milyarlar kadar bereketi olur. Üstelik basit yaşamak adına her şey bize önceden verilmiştir.
Fethullah Gülen Hocaefendi bu konuda “Bu yüce vazifeleri görebilmesi için gerekli olan şeyler ise, ona çok önceden verilmiştir. İnsanlığa yükselmek için irade ve heyecan; kâinat ve içindekileri tanıyıp sevmek için merak ve güzellik aşkı; dürüstlük ve adâlet için vicdan; varlığa alâka duymak için kalb; bu lütûfları yerinde kullanma ve belli bir ölçüde, iyiyi kötüden ayırdedebilmek için akıl; nihayet, bütün bu işleri yanılmadan, arızasız görebilmek için de vahyin aydınlatıcı tayflarıyla pırıl pırıl bir atmosfer.” demiştir. Basit yaşamak bu kadar basittir.

Bir türlü beceremedim basit yaşamayı. En son bir cenazeyi izledim televizyondan. Hayatı basite indirgemiş bir mübarek yatıyordu musalla taşında. Ne bir makam sahibi olmuştu dünyada, ne de zengindi maddi anlamda. Hayatını sadece Allah’a hizmet için adamış birisiydi. Bu sebeple çok sıkıntılar çekti ve eziyet edildi.
Lakin ne Habeşli Bilal inkâr etmişti ezilirken bedeni taşlar altında, ne de zindanlarda defalarca zehirlenen Said Nursi. O da onların yolunda ruhunu bir gece vakti Rahman’a teslim etti… Kim diye sormayın. Hayatı basit yaşayanların, Allah’a hizmet için adayanların ortak cenazesidir bu hikâye. Hiç değişmez bu senaryo.
 
 
Yasin Duyan
 
 

‘Aynam paslı’ diyeceğine, ‘Gözüm hasta’ de!…

 

Görünürdeki cünüplük, seni Allah'ın evine girmekten ve O'nun Kitabını okumaktan alıkoyar. Gizli cünüplük denen gafillik ise, senin Allah'ın mânevi huzuruna girmene ve kelâmını anlamana engel olur.

Dünya sûretlerinin bulaştığı ayna nasıl parlar? huzura girmeden önce tevbe sularında yıkan.

Hayvanını nasıl başkasının tarlasına girmekten alıkoyuyorsan, nefsini de nefsânî istek ve arzulara yöneldiği zaman Allah'ın emir ve yasaklarına uyarak durdur. Bakışlarını kıs; güzel gördüğü haramlara kaymasın. Kalbinin, daima şen ve bakımlı olmasını istersen, ihtiras ve tutkulardan, nefsânî özlem ve arzulardan onu koru.

Sahip olduğun hikmete veya günaha karşılık, boynunda nur gibi aydınlık veya gece gibi karanlık bir gerdanlık taşırsın. Sen boynundaki gerdanı göremiyorsan dahi, onu başkaları görmektedir. Görmüyor musun, güneşi körler dışında herkes görüyor.


‘Aynam paslı’ diyeceğine, ‘Gözüm hasta’ de!…

Suyu temizlemek istediğinde temiz olmayan sebeplerin ona ulaşmasını önlersin. Beden organları da kalbe akan su kanalları gibidir.

Kalbine, bu organların yoluyla gıybet, söz taşıma, kötü söz, harama bakma gibi öldürücü kötülüklerin girmesine engel ol. Kalpten dışarı çıkan şeyler, kalbi hakikatlere karşı perdelemez; onu ancak orada bulunan şeyler örter.

Kalbin nurlu hâle gelmesi, aydınlanması; helal yemek, Allah’ı zikretmek, Kur’ân okumak, mubah, mekruh ve haram olan bakışlardan onu korumakla gerçekleşir.
Bu nedenle bakışlarını ancak ilim ve hîkmetini artırmak için serbest bırak. ‘Aynam paslı’ diyeceğine, ‘gözüm hasta’ de.




İbn Atâullah el-İskenderî (K.s)
 
 
 
 
 
 
 
Oyle bir varlik tukettim ki!
Yoksullasmak icin... Yok olmak adina...

Oyle bir sevgi sermayesi topladim ki sonsuzlasmakta,

Sonsuzlukta ask olarak anilmak adina

Sen benim yanginimda yanamazsin eyy sevgili...
 
 
 
 
 
 
Kendini yorgun hissetsen bile,
Başarı senden kaçsa bile,
Bir hata sana zarar verse bile,
Hatta ihanet sana acı verse bile,
Bir hayal yok olsa bile,
Göz yaşları gözlerini yaksa bile,
...
Kimse gayretini fark etmese bile,
Nankörlük ödülün olsa bile,
Anlayışsızlık seni gülmekten
Alı koysa bile,
Ve hatta herşey,
Hiç bir şey olsa bile,
Vazgeçme....
YENİDEN BAŞLA...
 
 
 
 
 
 
“Kur’ân’ı mâhir olarak (mahrecini, tecvidini, sesini, kıraatini bilerek) okuyan, şerefli, itaatkâr elçiler olan meleklerle berâberdir. Kur’ân’ı kendisine zor geldiği halde kekeleyerek okuyan kimseye ise iki kat sevap vardır.”(Riyâzü’s-Sâlihîn, 991.)
 
 
 
 

Sonra gülüşün geldi aklıma.
Ve içimden dedim ki; Yine gelsen yine severim. . .
 
 

 
 
 
 
 
Oysa daha ben, çok sevecektim seni. . .
 
 
 

21.06.2013

 
 
 
"Müslüman kimsenin, kardeşi için gıyâbında yaptığı dua müstecâbdır. Dua edenin başucunda ona müvekkel bir melek vardır. Kardeşi için hayır dua yaptıkça bu melek: "Amin, istediğin şeyin bir misli de sana olsun" der." Müslim

 
 

 

"Cennet ehli, cehennem ehline: "Rabbimizin bize vaad ettiğini gerçek bulduk. Siz de Rabbinizin size vaad ettiğini gerçek buldunuz mu?" diye seslenirler. Onlar da "evet" derler. Bunun üzerine aralarında bir çağırıcı şöyle seslenir: "Allah'ın laneti zalimler üzerine olsun!" Araf Suresi (7: 44)




 
 




"Bilesiniz ki, kalpler ancak Allah'ı anmakla huzur bulur."
Rad Suresi (13/28)




hmm...

 
 
 



Senden ötesini gösterir aynalar...

 
 
 
 
 
 
Küçük aynalar vardı, yuvarlak küçük aynalar. Pantolonumuzun arka cebinde taşırdık. Bazen güneşe tutardık. Yansıtırdık arkadaşlarımızın yüzlerine. Bazen de kendimizi seyrederdik, uzun uzun bakardık. Saçlarımızı tarardık elimizle, bir o yana, bir bu yana. Ne oyunlar oynardık o aynalarla…
Bir gün kırıldı o yuvarlak ayna. Her şey değişti birden. Ne beni, ne de kendini gösteriyordu artık. İçinde parlayan yüzüm kaybolmuştu. Aynanın ışığı sönmüştü....
Ortalık karardı birden. Ayna ile aramda bir dostluk oluşmuştu. Arkadaşımdı sanki. Çocuk saflığıyla şaşkındım. Ne oldu, nereye gitti o görüntüler, aynada bakınca gördüğüm suretler, nereye gittiler? Nereye gitti aynadan dinlediğim anılar, öyküler? Su, suya dokununca su olup gider. Şekiller, suretler böyle aniden kaybolup nereye gider? Merak işte…
Aynanın neresine saklandı çocukluğum, neresine dokundu? Hâlâ bir yerlerde durur mu acaba o mahcup bakışım, hayretten açılmış gözlerim? Ya da yumuk, uyku mahmuru… Ya sabah duâlarım, ya sabah şarkılarım? Uçmaya hazır kuşlar gibi dilimde? Durur mu acaba aynanın bir yerinde? O çocuk hâlâ orada duruyor mu? Aynalar, söyleyin, nerede çocukluğum? O içinde kaybolduğum çocukluğum nerede?
Sırrını paylaştı bir gün ayna. Aynanın da sırrı mı olurmuş demeyin. Kendine dost olanla, sözünü dinleyenle konuşur aynalar. Ayna öyle bildiğiniz gibi değil. Bir gün dedi ki bana:
“Bir aynadan daha çok şey var insanın içinde. Gözlerinizi açın da kaybolmayın sığ sularda. Batmayın, hemen yansımalarda. Akşam güneşi gibi ufukta sönmeyin, kaybolmayın hemen. Suretler aldatmasın sizi. Kanmayın aynalardaki görüntülere. Dikkatle bakın ama, tam odaklanın. Daha fazlasını göreceksiniz o zaman görmek istediğinizden. Hem üzülmeyin. Sakın ola ki o görüntüler kayboldu diye gam çekmeyin. Biz görevliyiz, kaydetmekle vazifeliyiz. Bir yerde saklanır hepsi. Ama bize meçhul.
Bir gün ‘kayıtlar açılsın’ emri geldiğinde, ne varsa bizde sizden yansıyan, hepsi açılacak bir bir. Bizde olan ne varsa, gösterilecek o gün. Çekirdek ağaca dönüştüğü gibi, ağaç da çekirdeğe dönüşecek o gün. Manzaralar, görüntüler, gördükleriniz ne varsa, geriye sarılıp elinize verilecek bir gün. Siz hep güzel görünmeye bakın. Olduğunuz gibi görünmeye bakın, yeter. Saf aynalar, saf yansıtır ışıkları. Işık olun, nur olun siz. Yarın başınızı öne eğdirmeyecek hâllerin peşinde olun yeter.
Dünya ne uzundur, ne kısa… Hayat ki bir aynadır işte. Nasılsanız öyle görünürsünüz bizde. Bir kere baktınız mı, kalır suretiniz içimizde. Durgun suda nasıl yansıyorsa aksiniz, bizde de aynen öyledir hâliniz. Dikkat edin, hayatınız da bir aynadır. Hem de boy aynasıdır. O aynada, o sayfada hayat kalemiyle ne çizerseniz, anbean ne söyler, ne yazarsanız, siz onlardan ibaretsiniz. Ne eksik, ne fazla… Ne uzun, ne kısa. Elinizde hepsi. Her şey size bağlı. Nasıl görmek isterseniz öyle bakın. Nasıl ölmek isterseniz, öyle yaşayın, öyle açın her günkü hayat sayfanızı… Düşman bulmak kolay, dost bulmak zordur. Eski yolu, eski dostu terk etmeyin.”
***
Şimdi sabahı bekliyorum hayat aynasında yüzümü görmek için.
Bahçeden sesler geliyor. Çocuk sesleri, kuş sesleri geliyor. Aynayı dinliyorum bir yandan. Bir yandan söylediklerini düşünüyorum aynanın… Bir yandan hayatı dinliyorum.
Bugüne kadar hep hata, hep günah üst üste bindi. Silgim, kalemimden önce bitti.
Tövbeyi geciktirdim de elime ne geçti? Duâdan uzaklaştı mı dilim, kararıyor gönlüm, üzülüyor kalbim. Rabbim, her şeye rağmen affını umuyorum. Kaçış yok, tövbelere, duâlara sarılıyorum.
Sadî Şirazi’nin dediği gibi:
“Gel dostum, ellerimizi can-ı gönülden Allah’a açalım. Yarın toprağın altından kaldıramayız. Sonbahar mevsiminde o sert soğuklarla yaprağı dökülen ağaçları görmüyor musun? Hani boş kalan ellerini yalvarmak için Allah’a açarlar da Allah’ın rahmetinden eli boş dönmezler. Allah onlara ilkbahar elbisesi giydirir. Kader onların kucaklarına meyveler doldurur. Dostum, zannetme ki el açan kimse bu hiç kapanmayan kapıdan mahrum dönecektir. Buraya herkes ibadetleriyle gelirken, yoksullar sadece niyazlarını taşırlar. Sen de fakirleri, yoksulları hoş tutan bu dergâha gel de, çıplak dallar gibi el kaldıralım çünkü bundan sonra yapraksız kalmak olmaz.”
Allah’ım! Bizden, kullarından olsa olsa hata çıkar, günah çıkar. Senden ise keremine ümit bağlayarak bekliyoruz ki, af çıkar, mağfiret çıkar. Allah’ım sen dili bağlıların içinden neler geçer bilirsin. Gönlü yaralılara affınla merhem sürersin. Rabbim, varlığının hakkı için yarın bizi ateşte yakma, rahmetinden uzaklara atma. Ümitten başka sermayemiz yok. Affına bel bağladığımız için ümidimizi boşa çıkarma. Âmin…
***
Yolu kolluyorum, hayat yolumu.
Aynalarda kaybolan çocukluğum, aynalarda hapsolan gençliğim… Unuttu gitti beni dediğim vefalı aynalar, unutmamışlar meğer, saklamışlar ne varsa hepsini. Az ya da çok, uzun ya da kısa, kayda değer her şeyi… Yaşı yok, geçmişi yok, bu aynaların hepsi gerçek, hepsi gelecek. Gerçeklerin gerçeği o gün de gelecek. Açacak kaydını aynalar, serecek önümüze. Kayboldu zannettiğimiz ne varsa, geçip giden yıllar gibi, hepsi çıkıp gelecek bir gün aynaların içinden. Upuzun bir film olacak seyredilmeyi bekleyen. Filmin finali, saadetin ya da şikâyetin yollarına çıkacak. Nerede acep şimdi onlar? O küçücük hafızamda saklı duruyor bir yerde. O da bir ayna. Bakınca bulduğum, girince gördüğüm çocukluğum orada, içinin aynalarında.
Demek ki kaybolmuyor hiçbir şey. Nasıl yaşanıyorsa, öyle saklanıyor. Küçücük çekirdek, kalbinde devasa bir ağaç gizliyor. Hayat aynası da böyle… Her şey onda gizli, yaşadığımız ne varsa, her şey orada saklı.
Ayna yine dedi ki:
“Sabahleyin ilk işiniz Allah’ı hatırlamak olsun. Ardından dilinizde salât-u selâm olsun. Gün nasıl başlarsa öyle biter. Hayatınıza bir aynaya bakar gibi bakın. Gözünüzü yummayın sakın, dört açın. Nasıl bakarsanız, öyle görürsünüz. Nasıl görürseniz, öyle de görüneceksiniz. Ömrünüzde bir defacık olsun bir aynaya ayna diye bakmayın ne olur, hayata hayat diye bakmayın ne olur. ‘Aman canım sen de! Ne değişecek ki?’ demeyin sakın. Benden söylemesi. Bir de öyle bakın, ondan sonra söyleyin ne söyleyecekseniz.”
“Ben gittim” dedi ayna. Sahiden de gitti. Söyleyecekleri bitmedi, biliyorum, ama bu fasıl böyle bitti.
***
Yüzü çirkin biri bir gün yolda bir ayna bulmuş. Uzun uzun bakmış da aynadaki görüntüsüne, sonra bırakıvermiş aynayı olduğu yere. Biryandan da söyleniyormuş:
“Sen güzel bir şey olsaydın, yerde bırakmazlardı seni…”
Ayna da söylenmiş arkasından. Ama duymamış o insan. Ne demiş biliyor musunuz?
“Sen kendini gördün, beni değil. Sen güzel görünce ayna çirkin gösterir mi? Gülümseseydin eğer, değişecekti her şey. Bir gülseydin eğer, ben de gülecektim yüzüne. Bir tebessüm, yüzündeki çirkinliği bile güzelliğe çevirmeye yetecekti. Ama sen öyle yapmadın, surat astın, geçip gittin.”
Ayna bu. Der mi der… Aynalara bakarken dikkat edin. Size de bir şeyler söylemesin. Size de söyleyeceği bir şey vardır her halde. Aynalar doğruyu söyler, ama duymak isteyene. Aynalar güzeli gösterir, ama güzelliğin izini sürene. Yüzünden bir tebessüm eksik etmeyene. Aynalar konuşur. Hayat da bir aynadır. O da konuşur.
Ayna hâlâ aynı yerde duruyor. Bekliyor kendisini eline alıp da yüzünü seyredecek birini. Bakalım bir civanmert çıkacak mı? Bu cesareti gösteren çıkacak mı? Hayat bir ayna. Bakalım, dikkatle bakalım, orada nasıl görünüyor hayatımız...
Es-salâtü ve’s-selâmü aleyke yâ Rasûlallah…

Selim Gündüzlap...
 
 
 

19.06.2013

Aşk bitmez. Gezer, tozar, yön değiştirir, ama bitmez!

 
 

O benim "Candan ötem" yüzüme baktığında, şâd olurum. Nasıl bakılacağını gel, ondan öğren. Öyle bir bakış bak ki, tekrar tekrar dirilsin ölü yanlarım... Keskin, derin, devamlı bir bakışla, cihânımı doldur sen! Sen diyorum, zira bu saatten sonra, başkasının bakışını istemem! Allah seni kem gözlerden, nazardan esirgesin!
Kapat gözlerini cânım! Kapat kimse görmesin!

Vakit gece yarısını geçti. Herkes yumdu gözlerini. Bedenler uyudu, ruhlar dolaşıyor. İşte tam da bu demler, yazmanın vaktidir. Mâdem öyle, pek eski bir taş plâktan yükselen tambur sesi eşliğinde, yanık bir kahve gelsin yoldaşlığa! Zaten uyku dediğin, ancak sevgili bir dostla beraberken kaçar. Madem uyku kaçmıştır, gözlere şöyle simsiyah bir sürme çekmeli ve bakmalıdır artık. Nereye? Ötelere... Ama gidebildiğince, alabildiğince, uzanabildiğince öteye...

O hâlde şimdi, sevdiğinsem, arkadaş ol bana. Çoğunun uyuyup kaldığı şu sırada, kapatma da gözlerini, seyret... Âşığın şifâsı, mâşukunun yüzüdür. Mâşukun safâsı, âşığının bakışıdır, neylesin. Diğer yandan, kıskanırım, "Kapat gözlerini, kimse görmesin!"

* * *

Sandılar ki, yüz; bir çift gözden, dudaktan, yanaktan ibâret. Hâlbuki onların hepsi, sadece kabuktan ibâret... Yüzü güzel kılan, özdü. Bilen bildi, bilmeyen yoluna gitti.

Sandılar ki, sadece karşısındayken seyredilir yüz. Hayır değil! Yemen'den seyreden Karânî gibi, kimileri uzaktan seyre dalar da dibindekinin göremediği güzelliklerin tadıyla sarhoş olup dolanır.

Şimdi, kıymetlinsem, kapatma gözlerini!.. Perdeleri inse de, açık kalsın penceren! Seyret... Zira âşığın devâsı mâşukunun yolunu gözlemektir. Mâşuka safâ olur, yeter ki âşığı "gözüm yollarda" desin. Diğer yandan, sakınırım, "Kapat gözlerini, kimse görmesin!"

* * *

"Candan ötem" oradan, tam karşıdan, bana doğru yürüyüp gelirken dedim ki:

"-Mâşâallâh! Sübhânallâh! Bârekallâh! Bu ne güzellik! Bu ne heybet! Bu ne letâfet!"

Sonra içimden geçti ki:

"-Acep, o da bana bakar da, içinden aynılarını geçirir mi?" Hani,

"-Rabbim!" diyene:

"-Kulum!" dediği gibi Hakk'ın...

Acep dedim, karşılık bulmakta mıdır yangınım?

"-Bu ne biçim soru!?" dedi sonra gönlüm... Şüphesiz onun sevgisidir, senin diline vuran. O hâlde ey sen, her yanı nûr olmuş bir hâlde, sağımda-solumda, önümde ardımda, -bütün yönlerden ve mesafelerden âzâd- ille de kalbimde duran!..

İyi bil ki, senin için duâdayım. Baktım ki, meğer kendim için ettiğim duâlar pek eksikmiş. O'ymuş benim damarımda akan. O'ymuş bana canlılık katan... O'nun ağrısı, yorgunluğu ve -Allah korusun!- eksikliği, en yakıcı azapmış.

"-Eğer duânın tamamını bana salât ederek tamamlarsan, bu daha hayırlıdır!.." buyuran Habîbullâh, şüphesiz her zamanki gibi isâbet etmiş ya, bu şekilde duâ etmenin, âlemlere dua etmek olduğunu bu kafacık, daha yeni yeni fark etmiş. Bundan böyle:

"-Önce kendim için!.." ve hattâ "sonrasında da kendim için" istemekten hayâ ederim.

Şimdi, sana olan muhtaçlığımı bil de, kapatma gözlerini! Seyret... Zira âşığın ilacı, mâşukunun gözü önünde olmaktır. Mâşukun bağrına kuvvet veren, âşığını huzurunda bulmaktır, bilesin. Diğer yandan... Sen sadece beni yak! "Kapat gözlerini kimse görmesin!"

* * *

Belki de diyeceksin ki, neye açacağım gözlerimi? Onu bilmeyecek ne var a canım! Ağyâre değil, Yâr'e açacaksın elbet! Helâle, güzele, güne, güneşe açacaksın! Sakın deme ki, "Benim gözlerimin harcı değil bu bakış!"

Sen yeter ki teslim ol, zaten, gücünü aşan, içini sızlatan yerde, "kuvvetine halel, teslimiyetine zaaf gelmesin" diye, gözlerine mendili bağlamasını da bilir sevenlerin... Dediğimi anlamadıysan, İbrahim -aleyhisselâm-'ın, oğlu İsmail'i kurban edeceği sırada yaptıklarını düşün. Kavî ol! Cesur ol! Rızâya ermek yolunda canın yanıp dursa da, canan bildiklerini kurban vermek, yolunun tam önünde, şart olarak dursa da, tereddütsüz mutî ol!

Şimdi, gel, bak, şu Hak dostlarının çektiği zorluklara da, kapatma gözlerini! Seyret... Sevenler, sıkıntı örtüsünü nasıl da bürünüyor gör! Sevdim diyen, nasıl da çeşit çeşit imtihanla sınanıyor, bak! Sen, bakışı ilâca benzeyensin. Diğer yandan, kıyamam ki, "Kapat gözlerini kimse görmesin!"

* * *

O benim "Candan ötem" yüzüme baktığında, şâd olurum. Nasıl bakılacağını gel, ondan öğren. Öyle bir bakış bak ki, tekrar tekrar dirilsin ölü yanlarım... Keskin, derin, devamlı bir bakışla, cihânımı doldur sen! Sen diyorum, zira bu saatten sonra, başkasının bakışını istemem!

Bana bakarken siyahtır gözleri, başkasına ne renk bakar hiç bilmem. Siyah, bütün renkleri içinde toplayan bir renkmiş. Acep, rengârenklikten kurtulup da sâfiyeye erememiş nefsimin, o güzeldeki yansıması mı bu siyahlık, bana meçhul... Açıklaması ne olursa olsun, sen yeter ki onun gibi bak! Yeter ki bakışını esirgeme benden! İyice gör beni. O kadar ki, bakışın içime işlesin. Nazarın, bir incecik nakış gibi rûhuma dolduğunda bile esirgeme ki, umudumu kaybetmeyeyim.

Gözünde perde olduğum vakit, ne yana baksan beni görürsün. İşte o vakit dilersen kapat, dilersen aç, fark etmez; fakat bakışmanın tadından da mahrum etme ki, mâşukun şenliği, âşığıyla bakışmaktır. Diğer yandan, yüreğime dert olur, "Kapat gözlerini, kimse görmesin!"

* * *

Gün batıyor, gün doğuyor. De ki, kime bu güneşin cilvesi? Dünya, Ay ve Güneş arasındaki bu muhabbet neyin nesi? Sanki diyorum, biz dünyayız, "candan ötemiz" mehtap, Habîbullah -aleyhissalatu vesselam- güneşlerin güneşi! O hâlde pervâneler gibi o Hak dostunun etrafında dönmek lâzım! O, ayın on dördü gibi nûr saçan güzel, çok şükür ki, bize pervâne olmuştur. O hâlde bize de, onun aydınlığında yollar aşmak lâzım! Dünyanın fıtratıdır: Kendi etrafında dönüp durur. Ve Allâh'ın lûtfudur; Dünya o kadar döner de, yine de başı dönüp yıkılmaz. İçinde ateşler yanar, göğünde fırtınalar kopar, yerinde nice fitne cirit atar da, vazifesini bırakmaz dünya!..

Öyleyse gel, sen de kapatma gözlerini! Zira görecek nice ibret var. Seyrine dalıp tebessüm edilecek nice nîmet var. Diğer yandan, yorulmasın isterim, şimdi biraz dinlensin, "Kapat gözlerini, kimse görmesin!"

* * *

Gerçi, bunca zaman sonra bulmuşum, işin ne yâhû, biraz daha bak! Sevmişken biraz daha açık kalsın gözlerin. Yol göstereceğimiz çocuklarımız var. Onlara anlatılacak hikâyelerimiz ve her birinin içine işleyecek nazarlarımız var. O nazarlar ki, Rahmân'ın merhametinden birer cüz olarak, yavrularımıza cömertçe sunacağımız tebessüm yüklü bakışlardır. Onlar, bu bakışlarla huzur içinde büyüyecekler.

Daha çok işimiz var kapatma gözlerini! Bak dolunay bize gülümsüyor.

"-Üzülmeyin, uzakta da olsanız, beraberce bana bakıyorsunuz ya, bu ne güzel" diyor.

Sabretmemizi öğütlüyor. Mavi karanlıklar bir gün, elbette sıcacık ve apaydınlık günlerle yer değiştirecek.

Kapatma gözlerini! O gün geldiğinde, renk renk çiçeklerle bezeli bembeyaz bir evimiz olacak. Hayır! Ölmeden önce olacak bunlar. Burada tadacağız bu iç huzûrunu. Zaten, burada tadamazsak, acep orada yakalayabilir miyiz ki? Aslında, "âhiret" denilen yer, dünyada ektiğimiz ürünü alma yeri değil mi? O sebeple değil mi, ölmeden önce ölenlerin yaşayıp durmaları? Ölemiyorsak da, ölmüş taklidi yapacağız beraber! Düşmanlarından, ölmüş gibi yaparak kurtulan kuşlar kadar bile olamazsak, kabre nasıl sığacağız?!

Olmadan, kapatma gözlerini! Ölmeden kapatma gözlerini! Birçokları "kuş akıllı" deyip küçümsese de, sen bilirsin ki onlar tefekkür edilesi pek özel mahlûklardır. Hani, Sırat da burada ya... O, zaman zaman çok zorlayan imtihanlar Sırat'ında nasıl gittiğimiz değil mi zaten asıl mevzû da?

O hâlde, daha dur! Kapatma gözlerini! Zira yaşadığım birçok hayal kırıklığı sebebiyle, bazen hayal etmekten bile korkar oldum. Bana cesâret, bana kuvvet, bana omuz ver! Bak ki, her bir bakışına muhtacım! Diğer yandan, başkası korkarım zâyî eder, etmesin, "Kapat gözlerini, kimse görmesin!"



Aşk bitmez. Gezer, tozar, yön değiştirir, ama bitmez! Döner dolaşır, yine gönle gelir. Aşksa gelir! Dilerim aşkın Hakk'a, şefkatin de "mâşukun hürmetine bana ve bütün mahlûkâta" olsun. Beni, âşığı olduğun Allah için sev!

İstemem! Kör olma! Yanlışa düşersem, kapatma gözlerini!.. Gör ve ellerimden tutup beni doğruya götür. Gör ve yüreğimden tutup beni güvene taşı!

Gör ve göre göre sev! Rabbimin beni sevdiği gibi sev... Yani? Yani kusur ve günâhlarımı affetmeye, hayırlarımı kabûle ve her hâlükârda yanımda olmaya azmede ede sev. Zayıflığımı kuvvetinle telâfi ede ede sev!

Duâlarında yakar ki, bu can, sana daha fazla hasret çekmesin. Bilirim, şimdi sen duâ ederken gözlerin dolar, temelli güzelleşirsin. Allah kem gözden korusun, nazardan esirgesin, "Kapat gözlerini kapat! Kapat kimse görmesin!"


Neslihan Nur Türk- Şebnem dergisi.
 
 

Gurbet Eller...

 
 
 
 



...

 
 
 
 
 
-Sözlerin hiçbir önemi yok..Gözler kapanıp hayal dünyasında buluyorsan kendini ve gülümsüyorsan bu herşeye değer..





Güzelmiş..

 
 
 



-Onu bunu bırak "bizi" Özlemedin mi?
 
 
 
 
 
 
 
 


Seni sayamadığım martılar kadar çok sevdim anlamadın. . .
 
 
 

16.06.2013

Ayletme Beni..

 
 
 
 
 
 
şu karşıki dağda lambalar yanar
lambaların şavkına fadimem sevgilim yazar..

ayletme beni söyletme beni
alçak yüksek tepede fadimem bekletme beni..

şu karşıki dağda kuzular meler
kuzu sesi değildir fadimem ömürler biter..

ayletme beni söyletme beni
alçak yüksek tepede fadimem bekletme beni..
 
 
 
 
 
 
 
 
 

Başarının Sırrı

 
 
 
Ustaya başarısının sırrını sormuşlar... İki kelime demiş:

- DOĞRU KARARLAR...

Hepimizden farklı olarak sürekli doğru kararları nasıl alabildiğini sormuşlar:

...
Tek kelime demiş:

- TECRÜBE...

Bu tecrübe denen şeyin sırrı ne diye sormuşlar.
Usta derin bir iç geçirmiş ve şöyle demiş:

- YANLIŞ KARARLAR...!
 
 
 

(Hadîs-i Şerîf, Sünen-i Ebû Dâvud)

 
 
 
 
“Yemekten önce ve sonra elleri yıkamak yemeğin bereketine vesile olur.”

(Hadîs-i Şerîf, Sünen-i Ebû Dâvud)



 

Hayatının anlamı senin bakışlarında gizlidir...

 


 Eski zamanların birinde bir adam hayatın anlamının ne olduğuna takmış kafayı. Bulduğu hiçbir cevap ona yeterli gelmemiş ve başkalarına sormaya karar vermiş. Ama aldığı cevaplarda ona yetmemi...
ş.Fakat mutlaka bir cevabı olmalı diyormuş. Dolaşıp herkese bunu sormaya karar vermiş.Köy, kasaba, ülke dolaşmış. Tam umudunu yitirmişken bir köyde konuştuğu insanlar ona “Şu karşıdaki dağları görüyor musun, orada yaşlı bir bilge yasar! İstersen ona git. Belki o sana aradığın cevabı verebilir." demişler.

Çok zorlu bir yolculuk sonunda bilgenin yaşadığı eve ulaşmış adam. Kapıdan içeri girmiş ve bilgeye hayatın anlamının ne olduğunu sormuş. Bilge, “Sana bunun cevabını söylerim ama önce bir sınavdan geçmen gerekiyor” demiş.Adam kabul etmiş. Bilge bir çay kaşığı vermiş adamın eline ve içini de zeytinyağı ile doldurmuş. “Şimdi çık ve bahçede bir tur at tekrar buraya gel. Yalnız dikkat et kaşıktaki zeytinyağı eksilmesin, eğer bir damla eksilirse kaybedersin...”Adam, gözü çay kaşığında bahçeyi turlayıp gelmiş.

Bilge bakmış, “Evet” demiş “Kaşıkta yağ eksilmemiş, peki bahçe nasıldı ?”Adam şaşkın. “Ama” demiş, “Ben kaşıktan başka bir yere bakmadım ki...” “Şimdi tekrar bahçeyi dolaşıyorsun kaşık yine elinde olacak ama bahçeyi inceleyip gel” demiş bilge.Adam tekrar bahçeye çıkmış gördüğü güzellikler büyülenmiş. Çünkü muhteşem bir bahçedeymiş.Geri geldiğinde bilge, adama “Bahçe nasıldı ?” diye sormuş. Adam gördüğü güzellikler karşısında büyülendiğini anlatmış. Bilge gülümsemiş, ama kaşıkta hiç yağ kalmamış demiş ve eklemiş :
"Hayat senin bakışınla anlam kazanır ya sadece bir noktayı görürsün hayatın akıp gider sen farkına varmazsın. Ya da görebileceğin tüm güzelliklerin tam ortasında hayatı yaşarsın akıp giden zamanın anlam kazanır... "

"Hayatının anlamı senin bakışlarında gizlidir"

15.06.2013

Kalbimizin Duası...

 

Allah'ım
 Bana bir insanın elinden tutmadan önce, kalbinden tutmanın sırlarını öğret, Ya Rabbi!
 Allah’ım!
 Okuma, öğrenme, öğrendiklerimizi uygulama aşkımızı ,salgın ve saygın bir
 hastalığa dönüştür, Ya Rabbi!
 Allah’ım!
 Bizleri dünlerde kaybolmaktan muhafaza eyle, yarına kalabilenlerden eyle,
 Ya Rabbi!
 Allah’ım!
 Dinimizi dünyanın mehri yapmaktan, acıkınca da inançlarımızı yemekten
 cümlemizi muhafaza eyle, Ya Rabbi!
 Allah’ım!
 Beni, beni benim önüme engel olmaktan,
 Beni, benim hayatımın kemirgeni olmaktan,
 Beni, bana yalan söylemekten muhafaza eyle, Ya Rabbi!
 Allah’ım!
 Bakışımızı ibret,
 Sukutumuzu hikmet,
 Konuşmamızı sanat ve marifete dönüştür, Ya Rabbi!
 Allah’ım!
 Boşa bakanlardan,
 Boşa susanlardan,
 Boşa konuşanlardan eyleme, Ya Rabbi!
 Allah’ım!
 Zenginlerimizi hamiyetsiz,
 Fakirlerimizi gayretsiz,
 Alimlerimizi amelsiz,
İdarecilerimizi adaletsiz bırakma, Ya Rabbi!
 Allah’ım!
 Kandillerimizi hakiki kandil,
 Düğünlerimizi hakiki düğün,
 Bayramlarımızı hakiki bayram eyle Ya rabbi!
 Allah’ım!
 Cehalet, zaruret ve ihtilafa karşı açmış olduğumuz ikinci kurtuluş savaşımızda
 bizleri mansur ve muzaffer eyle, Ya Rabbi!
 Allah’ım!
 Milletimizi,idarecilerimizin önüne engel olmaktan,
İdarecilerimizi de milletimizin önüne engel olmaktan muhafaza eyle ya Rabbi!
 Bizlere devlet-millet bütünlüğüne ulaşmamızı nasip eyle, Ya Rabbi!
 Allah’ım!
İdarecilerimizin, feraset, merhamet ve basiretini,
 Halkımızın da hürmet, hizmet ve hamiyetini artır ya Rabbi!
 Allah’ım!
 Her sabah, güneşi üzerimize yeniden ışıklandırıp günümüzü pırıl pırıl aydınlattığın
 gibi,
 Her sabah, içimizdeki güneşi de, yeni ümitler, yeni hedefler ve yeni heyecanlarla
 üzerimize ışıklandır,Ya Rabbi!
 Allah’ım!
 Bizlere ilim açlığı ihsan buyur Ya Rabbi!
 Suya,ekmeğe olan iştahımız gibi, kıyamete kadar kapanmayan bir kitap okuma
 iştahı ihsan buyur, Ya Rabbi!
 Allah’ım!
 Hayatımızın her anında, namazda gibi, ilahi huzurda olduğumuz bilincinden ayırma, Ya Rabbi!
 Allah’ım!
 Semalarımızı bayraksız, bizleri hürriyetsiz, camilerimizi cemaatsız,
 cemaatimizi de ilim ve hikmetsiz bırakma, Ya Rabbi!
 Allah’ım!
 Çalışmalarımızı bir ibadet bilinci ve ibadet huzuru içinde yapmayı nasip eyle,Ya Rabbi!
 Allah’ım!
 Bizlere her daim, hem kavli, hem de fiili dua yapmayı nasip eyle, Ya Rabbi!
 Allah’ım!
 Dahili ve harici düşmanlardan sana sığındığımız gibi; cehaletin,tembelliğin,kapasite israfının şerrinden de sana sığınıyoruz,
 bizleri muhafaza eyle, Ya Rabbi!
 Allah’ım!
 Sistematik çalışmayı; en büyük zevkimiz, en tatlı lezzetimiz, en birinci yaşam
 ilkemiz haline getir Ya Rabbi!
 Allah’ım!
 Önce Hak’tan, sonra haksızlıktan korkmayı nasip eyle, Ya Rabbi!
 
âmin..
 
 
 

 
 
 
“ Bende bir hâl var.
Kuş tüyü gibi hafif, bulutlar kadar dağınığım.”
  Hekimoğlu Ismail
 
 
 

14.06.2013

Öfke...





Hintli bir adam öğrencileri ile gezinirken Ganj nehri kenarında birbirlerine öfke içinde bağıran bir aile görmüş. Öğrencilerine dönüp “insanlar neden birbirlerine öfke ile bağırırlar?” diye sormuş. Öğrencilerden biri “çünkü sükûnetimizi kaybederiz” deyince adam “ama öfkelendiğimiz insan yanı başımızdayken neden bağırırız? O kişiye söylemek istediklerimizi daha alçak bir ses tonu ile de aktarabilecekken niye bağırırız? ” diye tekrar sormuş. 

Öğrencilerden ses çıkmayınca anlatmaya başlamış: “İki insan birbirine öfkelendiği zaman, kalpleri birbirinden uzaklaşır. Bu uzak mesafeden birbirlerinin kalplerine seslerini duyurabilmek için bağırmak zorunda kalırlar. Ne kadar çok öfkelenirlerse, arada açılan mesafeyi kapatabilmek için o kadar çok bağırmaları gerekir.”

“Peki, iki insan birbirini sevdiğinde ne olur? Birbirlerine bağırmak yerine sakince konuşurlar, çünkü kalpleri birbirine yakındır, arada mesafe ya yoktur ya da çok azdır. Peki, iki insan birbirini daha da fazla severse ne olur? Artık konuşmazlar, sadece fısıldaşırlar çünkü kalpleri birbirlerine daha da yakınlaşmıştır. Artık bir süre sonra konuşmalarına bile gerek kalmaz, sadece birbirlerine bakmaları yeterli olur. İşte birbirini gerçek anlamda seven iki insanın yakınlığı böyle bir şeydir.”

Daha sonra adam öğrencilerine bakarak şöyle devam etmiş: “ Bu nedenle tartıştığınız zaman kalplerinizin arasına mesafe girmesine izin vermeyin. Aranıza mesafe koyacak sözcüklerden uzak durun. Aksi takdirde mesafenin arttığı öyle bir gün gelir ki, geriye dönüp birbirinize yakınlaşacak yolu bulamayabilirsiniz.”
 
 
 
 

 
 
 
 
 
Geciktirilmiş her karar, ertelenmiş bir umuttur,
Oysa hayat umutları ertelemeyecek kadar kısadır!
 
 
 

Neylesin?

 
Körlük gözde kalsın,
Sağırlık kulakta,
Dermansızlık dizde kalsın,
Sükûnet dudakta.
Lakin yürek sağırlaşmasın,
 
 Körleşmesin, dermansız kalmasın ki;
 
 Seni görsün,
 
 Seni duysun,
 
 Sana koşsun çatlarcasına.
 
 Yürekte yaşanmazsa,
 
 Göz görüneni neylesin?
 
 Gönül hissetmezse,
 
 Kulak duymuş neylesin?
 
 Kalp sevmedikçe,
 
 El dokunmuş neylesin.
 
 

Mevlâna Celâleddin-i Rûmî
 
 

....Trabzon'un Of ilçesinden kareler...

 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 

Bekçiler Kralı..

 
 
 
 
 
 
-Sevgili halacığımın dağ evininn bekçisiii.. Ne de güzel yapmışızz :)